KİN VE ÖFKENİN ZARARLARI

DOĞAN ARISOY dogan-arisoy@hotmail.com


İnsan çoğu zaman yaptığı her şeyin unutulduğunu zanneder. Gün biter, gece olur; konuşmalarımız, bakışlarımız, kırdıklarımız ve sevindirdiklerimiz geçmişte kalmış gibi gelir. Oysa hiçbir şey kaybolmaz. Her söz, her niyet, her davranış belirli vakitlerde Allah Teâlâ’ya sunulur.
Sabah ve akşam…
Haftada iki gün, Pazartesi ve Perşembe…
Bir de yıl içinde Şaban ayında…
Yani hayatımız, sadece yaşanan bir hikâye değil; düzenli olarak Rabbimize arz edilen bir defterdir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v), amellerin Pazartesi ve Perşembe günleri Allah’a sunulduğunu haber verince o günlerde oruç tutmayı severdi. Sebebi çok sade ama çok derindir:
“Amellerim Rabbime arz edilirken oruçlu olmak isterim.”
Düşünün… İnsan sevdiği birinin huzuruna çıkarken bile kendine çeki düzen verir. Peki ya amellerimizin Allah’a sunulduğu günlerde kalbimizin hâli ne durumda?
Hadislerde bildirildiğine göre, o günlerde müminlerin çoğu bağışlanır. Fakat bir grup hariç: Kalbinde kin taşıyanlar.
Onlar için şöyle denir:
“Bu iki kişi barışıncaya kadar bekleyin.”
Affedilme ertelenir…
Sebep çok büyük bir günah değil. Hırsızlık değil, zulüm değil, inkâr değil…
Sadece kalpte taşınan kırgınlık.
Demek ki gök kapılarını kapatan şey bazen büyük hatalar değil, küçük ama inatla korunan duygulardır.
Kin aslında bastırılmış öfkedir.
Öfke dışarı çıkmazsa içeride kök salar.
İnsan susar ama unutmaz.
Konuşmaz ama içinden konuşur.
Affetmez ama kendini haklı görür.
Sonra kalp yavaş yavaş daralmaya başlar.
Dua eder ama tad alamaz.
Namaz kılar ama huzur bulamaz.
Çünkü kalp, içinde düşman taşıyarak huzur bulamaz.
Öfke yaratılışımızda var. Tamamen yok edilmez; edilmesi de istenmez. Çünkü haksızlığa karşı durmak, mazlumu korumak, kötülüğe engel olmak için gereken güç odur.
Ama kontrol edilmezse insanı yönetmeye başlar.
Öfke geldiğinde insanın aklı geri çekilir.
Dil hızlanır, pişmanlık yetişemez.
Bir cümle söylenir, yıllarca unutulmaz.
Nice dostluklar bir anlık gazapla biter.
Nice aileler birkaç dakika süren tartışmayla dağılır.
Nice insanlar haklıyken haksız duruma düşer.
Çünkü öfke karar verdirir, akıl sonra gelir.
Dinimiz bunun için çok sade ama çok etkili çareler öğretir:
Sus.
Yer değiştir.
Oturuyorsan kalk, ayaktaysan otur, mümkünse uzan.
Abdest al.
Çünkü öfke ateştir. Su onu söndürür.
Asıl kuvvet başkasını yenmek değildir. Kendini tutabilmektir.
Asıl pehlivan, öfke anında nefsine hâkim olandır.
Bugün insanlar birbirine kolay kırılıyor, zor barışıyor.
Mesaj yazılmıyor diye dostluk bitiyor.
Bir söz yanlış anlaşılıyor, yıllarca konuşulmuyor.
Ama kimse şunu düşünmüyor:
Belki de affedilmemizin önündeki tek engel, affetmediğimiz bir kişidir.
Kalpte taşınan her kin, sahibine yük olur.
Affetmek karşı tarafı değil, önce insanın kendisini özgür bırakır.
Çünkü Allah affedenleri affeder.
Öyleyse mesele çok açık:
Amellerimiz göğe yükselirken kalbimiz de yükselmeli.
Kırgınlıkla değil, merhametle…
İnatla değil, tevazu ile…
Öfkeyle değil, sükûnetle…
Belki de en büyük ibadetlerden biri, gece yatmadan önce kalbi temizlemektir:
“Ya Rabbi, bana kim kötülük yaptıysa affettim. Sen de beni affet.”
İşte o zaman defter sadece yazılmaz; kabul edilir.