RAMAZAN'DA PAYLAŞMANIN İKİ  DEĞERİ:  SADAKA-İ FITIR VE FİDYE

DETSELİ MEHMET CEVİZ HOCA mehmetceviz69@hotmail.com

             Değerli okur kardeşlerim,
      Ramazan ayı yalnızca aç kalma ayı değildir; o, kalbin inceldiği, vicdanın sesinin yükseldiği, “ben”in “biz”e dönüştüğü mübarek bir mevsimdir. Bu ayda oruç ile  nefsimizi terbiye ederken, sadaka ile toplumun yaralarını sarmayı öğreniriz. İşte bu rahmet ikliminde iki önemli ibadet öne çıkar: sadaka-i fıtır ve fidye.

        Sadaka-i fıtır; her Müslümanın, Ramazan ayına mahsus olmak üzere, bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerine ve kendisi adına en az yıllık belirlenen sadaka-i fıtırı   yoksullara  vermelidir. Allah’ın verdiği nimetlere, sağlık ve afiyete, aile huzuruna bir şükür olarak verilmelidir. Ramazan ayı içerisinde verilmelidir. En geç Ramazan Bayramı namazı öncesine kadar verilmelidir. İhtiyacı olanların bu ayda istifade etmesini sağlamak için bu kural uygulanmaktadır. Şayet zekat verme zamanı yaklaştı ise geriye çekip bu ayda vermek de güzeldir. Sadaka-i fıtır'ı toplamı bir kişiye verilebileceği gibi, ayrı ayrı yoksullara da verilebilir. Zekatta olduğu gibi, sekiz sınıf insana verilmelidir. Sadaka-i fıtır ve fidyede verilmesi gereken ve verilmemesi gereken kurallar aynıdır.

Örneğin usul ve füruya verilmemesi gerekir.
Usul: anne, baba, dedeler ve nineler gibi üst soy
Füru: çocuklar, torunlar ve onların çocukları gibi alt soy

Çünkü İslam'a göre kişi bu alt ve üst soya bakmakla zorunludur. Muâz b. Cebel (r.a.) dan rivayet edildiğine göre “Peygamber ile bir yolculuktaydım... Sonra (Allah Resûlü) şöyle buyurdu: ‘Sana hayır kapılarını bildireyim mi? Oruç bir kalkandır. Sadaka suyun ateşi söndürdüğü gibi hataları söndürür. Ve (hayır kapılarından) biri de kişinin gece kalkıp namaz kılmasıdır.’ Ardından, ‘Onlar, korkarak ve ümit ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar. Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez.’ (Secde, 32/16-17) âyetlerini okudu...” (Tirmizî, Îmân, 8)İbn Ömer (r.a.) şöyle demiştir: “Allah Resûlü fıtır zekâtını köle-hür, erkek-kadın ve küçük-büyük bütün Müslümanlara bir sa’ hurma yahut bir sa’ arpa miktarı farz kıldı. Ve bunun, insanlar bayram namazına çıkmadan önce verilmesini emretti.” (Buhârî, Zekât, 70) Sadaka-i Fıtır: Bayrama manen temiz ulaşmak içindir. Bayrama kavuşmanın şükrü olarak verilen mali bir ibadettir.

Bu ibadet, sadece maddî bir yardım değildir; aynı zamanda tutulan oruçların eksik ve kusurlarına kefaret, yoksulların bayram sevincine ortak olma vesilesidir.

        Fidye: Akıl baliğ yaşına gelmiş ve oruç tutması gereken bir Müslümanın, hastalık veya bir mazeretten kaynaklı tutamamış olduğu orucun her günü için, bu yıl belirlenen sadaka-i fıtır en az 240 tl olmak üzere, yoksula bayram namazı öncesine kadar vermesi gerekir. Sadaka-i fıtırda olduğu gibi toplamı bir yoksula verilebileceği gibi ayrı ayrı yoksullara da verilebilir. Sağlığına kavuşan bir insanın önce tutamamış olduğu oruçları birebir kaza etmesi gerekir. Verdiği fidye ise sevap hazinesine yazılmaktadır. Yüce Allah (c.c); “Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı.) Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa tutamadığı günler kadar diğer günlerde kaza eder. İhtiyarlık veya şifa ümidi kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da oruç tutmaya güçleri yetmeyenlerin bir fakiri doyuracak şekilde fidye vermesi gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için hayırlıdır.”(Bakara suresi 184.ayet )

       Bayram sabahı kimse mahzun kalmasın. Çocuklar boynu bükük uyanmasın. Sofralar sadece zenginlerin evinde kurulmasın. Fitreyi, imkanı olan her Müslüman imkanı ölçüsünde kazancına göre vermelidir. Bu sadaka-i fıtır ve fidye vaciptir. Kişi, bakmakla yükümlü olduğu kimselerin fitresini de verir. Sadaka-i fıtır, böylece toplumda görünmeyen bir dayanışma ağı oluşturur. Gücün yetmediği yerde merhamet oluşur. Fidye ise oruç tutmaya sağlık açısından kalıcı olarak gücü yetmeyen kimseler içindir. Yaşlılık, kronik hastalık gibi sebeplerle oruç tutamayan kimse, tutamadığı oruçlar için Allah’a şükür nidası olarak verir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Fidye, geçici hastalık için değil; iyileşme ümidi olmayan durumlar içindir. Geçici mazeretlerde borç düşmez, sadece kaza gerekir. Fidye, aslında İslam’ın merhametinin  bir tecellisidir. Rabbimiz kullarına güçlerinin üstünde yük yüklemez. İbadeti yapamayanı dışlamaz; ona başka bir kapı açar. Ramazan, sosyal adaleti sağlamanın kaçınılmaz zaman dilimidir. Ramazan bize şunu öğretir: Açlık bireysel değil, toplumsal bir meseledir. Fitre ile bayram sevincini yayarız. Fidye ile çaresizliğe umut oluruz. İkisi de malı eksiltmez; bilakis bereketlendirir. Çünkü verilen, aslında Allah’a verilen bir emanettir. Unutmayalım: Ramazan’da uzanan bir el, sadece bir mideyi değil, bir kalbi de doyurur. Rabbim verdiğimiz ve vereceğimiz sadakalarımızı kabul eylesin. Allah; Ramazan’ı bizler için rahmet, merhamet, cehennemden uzak olup cennete reyyan kapısından giriş vesilesi kılsın. Bayrama sevinç ve huzurlu kalplerle ulaşmayı nasip eylesin.

Selam ve Dua ile kalın.