DOĞAYA SAYGI….

DETSELİ MEHMET CEVİZ HOCA mehmetceviz69@hotmail.com

Değerli okur kardeşlerim, İnsan, yeryüzünde başıboş bırakılmış bir varlık değildir. Varlığı, sadece yaşamak ve tüketmek için değil; anlamak, korumak ve emanet bilinciyle hareket etmek içindir. İçinde yaşadığımız bu dünya, bize ait bir mülk değil; gelecek nesillere teslim etmek için bize verilmiş bir emanettir. Arapça kökenli bir kelime olan vefat kelimesi, vefa kökünden gelen anlamı derin ifadeler içeren bir kelimedir. Vefa kelimesi, borcunu ödemek, sözünde durmak gibi anlamları barındırır. Bu açıdan da bakıldığında insan, dünyaya geldiğinde kendisine verilen beden emaneti ile birlikte doğanın tüm elemanları olan can, mal, tüm hayvanlar, ağaçlar ,yeşillikler, bitkiler sular dağlar vs. her şey insana emanet edilmiştir. Bu verilen emanetleri insan vefat edince, vefasını gösterip, emanetin sahibine tüm verilen emanetlerini ve borcunu vefalı  bir insan olarak teslim etmek zorundadır. Emanetler teslim edilmediği takdirde cezai müeyyidenin uygulanacağı kaçınılmazdır. Ahirette bu emanetler hor kullanıldığında veya ihanet   ettiğinde ve tam olarak teslim edilmediği zaman feryat etmenin hiç kimseye faydası yoktur.

 Bugün modern dünyanın getirdiği hız, tüketim ve konfor anlayışı, insanı tabiatla olan bağından uzaklaştırmıştır. Oysa insan, toprağın kokusunu, suyun berraklığını, ağacın gölgesini kaybettiğinde aslında kendinden bir parçayı da yitirmektedir. Çünkü insan, yaratılışı gereği doğayla uyum içinde var olur.

İslam nazarında doğa, sıradan bir çevre değil; ilahi kudretin ayetleriyle dolu bir kitaptır. Kur’an-ı Kerim’de göklerin, yerin, dağların, nehirlerin ve canlıların Allah’ın varlığına işaret eden deliller olduğu sıkça hatırlatılır. Bu yönüyle doğaya bakmak, sadece bir seyir değil; aynı zamanda bir görev ve tefekkürdür.

Sevgili Peygamberimiz Muhammed (sav), çevreye karşı hassasiyetin en güzel örneğini sergilemiştir. Bir ağacı kesmenin, bir canlıya zarar vermenin sorumluluğunu hatırlatmış; hatta kıyametin kopacağını bilseniz bile elinizdeki fidanı dikiniz buyurarak, umudu ve üretkenliği en zor anda bile terk etmemeyi öğütlemiştir .dolayısı ile çokça ağaç dikmek, özellikle meyve ağacı dikmek gerekir. Ağaç dikmediği, yeşili korumadığı, doğaya saygı duymadığı halde, betonlaşmaktan  ve çoraklaşmaktan şikayet etmek zayıf insanların işidir. İslam’da insan, yeryüzünün “halifesi” olarak tanımlanır. Bu halifelik, hükmetmekten çok korumayı, sahiplenmekten çok gözetmeyi gerektirir. Bir ağacı dikmek sadaka sayılırken, onu hoyratça kesmek kul hakkına varan bir sorumluluk doğurur. Suyu israf etmek, toprağı kirletmek, hayvanlara eziyet etmek; sadece çevresel bir hata değil, aynı zamanda ahlaki ve insanı bir ahlaksızlıktır.

       Bugün çevre sorunları diye konuştuğumuz meselelerin temelinde, aslında insanın emaneti unutması yatmaktadır. Oysa doğaya saygı, insanın kendine saygısıdır. Toprağa attığımız her çöp, kirlettiğimiz her su, aslında kendi geleceğimize atılmış bir gölgedir. Böyle giderse dünyada  susuzluğun geniş coğrafyalara yayılacağı hatta şu savaşlarının yaşandığı bileceği unutulmamalıdır.

Öyleyse geliniz; bir ağaca bakarken sadece gölgesini değil, Rabbimizin kudretini görelim. Bir kuşun sesinde sadece bir ötüş değil, yaratılışın ahengini dinleyelim. Ve bu bilinçle, doğaya zarar veren değil; onu koruyan, güzelleştiren ve gelecek nesillere emanet eden bir anlayışı hayatımıza yerleştirelim.

   Unutmayalım ki; doğaya gösterdiğimiz merhamet, aslında kendimize bıraktığımız en güzel mirastır. Doğayı ve  hayvanları, ilahi aşkın, nefis terbiyesinin ve ahlaki değerlerin sembolü olarak gören Hz. Mevlana doğa ile ilgili şu güzel şiirinden bir demet alıntı ile yazımıza tamamlayalım.
Bağa doğru çık, gözümün nuru! Çemen güzelliklerini intizarda bırakma!
Gayb aleminden çimenlere  garip şeyler iniyor.
Gül senin ayak basman için gülistâna gelmiştir.
Yüzüne baktığı için diken bile güzel görünüyor.
Ey Selvi! Susam çiçeği dere kenarında sesini anlatmak için baştan başa dil kesilmiş.
Gonca düğümlenmiş, düğümleri açan lûtfunda, açılıp dökülecek…
Ölü tohum canlanıyor. Toprağın sakladığı sır, şimdi aşikâr oldu.
Meyvesi olan dal sevincinden sallanıyor ve kök, böyle bir şeyi olmadığı için utancından yerin dibine giriyor.
Güzel ve bahtiyar dallar ağaçlarda canlanıyor.”
                       SELAM VE DUA İLE KALIN.