BİZİM KIŞLARIMIZ VARDI!
Bizim elimizi, yüzümüzü keskin bir bıçak gibi kesen ayazlı kışlarımız, soğuk gecelerimiz, duvarlara yaslanan kürslerimiz, çatılardan uzanan buz sarkıtlı kışlarımız vardı.
Kuzine sobalarımız, içinde yanan kemrelerimiz, üstünde ısınan güğümlerimiz, gözünde pişen patateslerimiz vardı.
En çok da sabaha karşı soğuyan evimizi, sevgileri, varlıkları yetmiyormuşçasına ısıtan analarımız vardı. Ayazın kucağında yakacaklığa inip yeni bir kovayı doldurup; sabaha bizi soğuk uyandırmayan analarımız...
Yanan sobada kaynayan çayın kokusuyla başlayan nemli bir sabaha uyanan kalabalık bir ev ahalimiz de vardı. Sobanın gözünde ısıtılan mayalıların kokusu dağılırken ortalığa, okula gitme telaşımız da vardı bizim...
Buz tutmuş pencereler, yanan sobanın verdiği sıcaklığın rehavetinde eriyorken; mayalıların üstündeki tereyağı da eriyordu, sıcağın soğuğa verdiği savaşta.
Şimdiki rahatlığın, bolluğun esamesi yok o zamanda! Okul yoluna düşecekken; kardan, ayazdan, tipiden korkmakta ne kelime!
Ayağımıza geçirdik mi kara çizmeyi, karları yara yara giderdik Baraj Mahallesinin sokaklarından Atatürk İlkokuluna doğru. Kaymışsın düşmüşsün, üşümüşsün kime ne! Biz yolumuzu bilir yolumuza giderdik; üşürdük de üşüdüğümüzü bilmeden, altı kayan çizmelerimizle…
Okullarda yanan koca koca tinal sobalarımız vardı. Teneffüste oynanmış kartopunun acı soğuğunu dindirmek için küçük ellerin, kızarmış burunların soba başı bekleyişler...
Ayazlı günlerin karakışlı anlarında eve dönüş yolculuğu çocuk hallerimizde nasıl da bir şenlik havasında. Donmuş yollarda kayarak geliyoruz, hava buz kesmiş, bize ne!
İlk iş eve varmak, önlüklerimizi çıkartmak ve karların üstüne kendimizi atıp içinde kaybolmak. Ödevler mi? Nasıl olsa yaparız, biz çalışkanız ki...
Evin önünde yol diplerinden duvarlara yaslanan kürslerde oyun zamanı. Üstümüzde kış uykusuna yer arayan heybetli, güçlü bir ayının ruh hali! Oraları oyup mağara yapacağız. İçinde oynayacağız. Elbette niyetimiz uyumak değil! Çocuksun uyumak zaman kaybı.
Evden getirdiğimiz kül küreğiyle ha bire kazıyoruz. Sonunda istediğimiz oldu. Artık bir mağaramız var. Oranın başına da bir bekçi gerek. Kardan adam vakti! Hadi karları yuvarlayalım! Kar biraz buzlu, zorluyor ama biz pes etmiyoruz, yuvarlamaya devam ediyoruz. Üç farklı boyutlarda topumuz hazır. Artık üst üste koyup bir de uygun kafa yuvarladık mı tamamdır bu iş...
Kömürlükten kömür parçaları alındı; karakaşlar kara gözler ve gülümseyen dudaklar hazır. Havuç burnumuz da tamam…Boynuna atkısını da doladık, sokak süpürgesini de koluna dayadık mı, işte mağaramızın bekçisi, gönlümüzün efendisi kardan adamımız da hazır.
Çok üşüyoruz, elimiz ayağımızda ıslak! Evet. Olsun. Biz daha çocuğuz, hasta mı olmuşuz, olabiliriz diye dayak mı yemişiz, olsun, oda mübah…
Diz boyu yağan karlardan sonra, yağmursuz yağışsız geçen kışları da gördü ömrümüz. Sadece özlemiyoruz o günleri eski diye. Hasretiz bereketine bolluğuna ve yine de yitirmedik ümidimizi Rahmandan bereket diliyoruz…